Etobur, Otobur, Obur…

27/08/2011

İnsanın etobur mu yoksa otobur mu olduğu tartışması, özellikle vejetaryenlik söz konusu olduğunda karşımıza sıklıkla çıkıyor. Vejetaryenlere yöneltilen temel eleştirilerden birisi, doğadaki besin zincirine aykırı davrandıklarıdır. Bu etoburluk/otoburluk ikiliğine, kurt/kuzu ikiliği açısından bakılınca, otoburluğun neden matah karşılanmadığını anlamak zor değil. Ne var ki, otobur olan tek hayvanlar, bu “güçsüz” av hayvanları değil. Önce tartışmanın taraflarını “nötr”lemek adına, etobur avcılarla yarışır güçteki otoburları hatırlamakta fayda var.

Örnek vermek gerekirse;

Boğa

Gergedan

At

Doğada bir besin zinciri olduğu bir gerçek. Doğaları gereği etçil veya hepçil(hem et, hem ot yiyici) olan hayvanlar, hayatta kalabilmek için başka hayvanları yemek zorundalar. Dolayısıyla kimse bir aslanın vejetaryen olmasını düşünemez…

İnsan türü ise bu doğal besin zincirini çoktan kırıp dışına çıkmış durumda, çünkü yemek yemek insan için çok uzun bir zamandır doğal değil kültürel bir olgu. İnsan türü olarak biz çok uzun zamandır hayatta kalmak için değil, damak zevkimiz ve kültürel alışkanlıklarımız gereği et yiyoruz. Kendi icat ettiği formüllerle, doğadan aldıklarını bambaşka şeylere dönüştürüp, besinini “hazırlayan” tek canlı türü insandır. Bugün binlerce sos, baharat, pişirme yöntemi, yemek tarifi, hatta servis biçimiyle, yemek yapmak ve yemek, toplumdan topluma değişen bir kültür.

Etobur kültürleri ele alacak olursak da, her toplum her hayvanın etini yemiyor. Filipinliler köpek yiyor belki, ama bizim kültürümüzde bu iğrenç geliyor. Halbuki doğadaki besin zinciri mantığında, köpek, at, inek veya fare yemek arasında hiç bir fark yok. Balık yemekle, balina yemek arasında da… Balina avcısı bir Japon ailesinin çocuğu olsaydık, şuanda bu da bize gayet doğal gelecekti. Dini inançlara göre de, neyin etinin yenebileceği, neyin yenemeyeceği değişiyor. Dahası bugün, yediğimiz etin bir hayvanın ölüsü olduğunu bile hiç düşünmüyoruz. Çünkü çiğ et yemiyoruz. Çoğumuz etini yediği hayvanı öldürmek zorunda kalsaydı, bunu yapamazdı. Yol kenarında ölü bir hayvan görünce ağzımız sulanmıyor, ya da kan görünce veya kokusunu duyunca iştahımız kabaracağına, tersine midemiz bulanıyor. Bütün bunlar insanın doğal etoburlardan çoktan uzaklaştığının birer göstergesi.

 

İnsan neden “doğal et yiyici” değil?

*Ölü bir hayvan, veya çiğ et gördüğünde, ağzı sulanmayan, iştahı kabarmayan tek et yiyici hayvan insandır. “İnsan içgüdüsel olarak ölüm görmekten ve kanlı yiyeceklerden kaçınır.”

*Çene yapısı ve dişleri bir hayvanı öldürüp parçalamasına izin vermeyen tek et yiyici insandır.

*Tad alma duyusu henüz şartlandırılmamış çocuklar, yani insan yavruları, taze meyveleri, ete tercih etmektedirler.

*Barsakları bu kadar uzun olan, ve dolayısıyla yediği hayvan ürünleri boşaltılamadan vücudunun içinde çürüyüp bozulan tek et yiyici insandır.

*Örneğin bir ayı da insan gibi hepçil olmakla birlikte, “hiç et yemeksizin” yaşamayaz; insan ise, hiç et hatta hiç bir hayvan ürünü tüketmeden de gayet sağlıklı ve uzun ömürler yaşabilir.

 

Et yemek tartışma konusu olduğunda, “doğamız gereği et yemek zorunda olduğumuzu” savunanlarla, “doğamız gereği aslında otçul olduğumuzu” savunanlar şeklinde bir kamplaşma oluşur. Gerek arkeolojik, gerek fizyolojik olarak, her iki görüşü de destekleyen bulgular mevcuttur. Fakat bu tartışma meselenin özünü ıskalamamıza yol açıyor, çünkü mevcut duruma baktığımızda görüyoruz ki insan tabi ki hepçildir, yani hem hayvansal hem de bitkisel beslenebilen bir canlıdır. Tüm dünyayı düşündüğümüzde, gerçekten de insanın yemediği şey yoktur!

Ama bu hepçillik, doğadaki hepçillikten, yani örneğin ‘bir ayı’nınkinden farklıdır: insanınki fırsatçı, yani seçime bağlı bir hepçilliktir!

Fizyolojik yapımız neye daha uygun olursa olsun, göçebe kökenli Orta Asya toplumları, binlerce yıldır besinlerinin çok büyük bir çoğunluğunu hayvansal gıda ile sürdürürken, Hindu ve Budist toplumlar aynı süredir bitkisel beslenerek gayet sağlıklı ve uzun yaşayabilmişlerdir. Bugün vejetaryenliğin daha sağlıklı olarak sunulmasının sebebi, fizyolojimize uygunluğundan ziyade, bugünkü et endüstrisinin içinde bulunduğu durumdur.

Dolayısıyla vejetaryenliği savunurken, insan için doğal ve doğru olanın “otoburluk “olduğunu savunmak çok doğru bir yaklaşım değil. Bunun yerine seçimin insanın kendi elinde olduğunu, vejetaryenliğin sağlıktan ziyade ahlâki ve ekolojik gerekçelerini ortaya koymak daha yerindedir. Tabi ki bu seçim, Eskimolar veya Moğollar gibi iklim ve coğrafi koşulları gereği hayvan ürünü tüketmeksizin hayatta kalamayacak olan kültürler için geçerli değil…

Bunun yanında otoburluğun insanın fizyolojisine “aykırı” olduğunu iddia edenler de yanılıyorlar. Binlerce yıldır var olan ve yaşayan vejetaryenler yeterince ikna edici gelmiyorsa, insanın fizyolojik yapısına bir göz atmak,  et yemenin genlerimize o kadar da işlenmediğini görmemize olanak veriyor.

Fakat tekrar hatırlatalım, insan isterse otobur, isterse etobur olabilir. Mesele doğamıza aykırı veya uygun davranmak değil, varolan bir kültürün yerini, bir başkasıyla değiştirebilme gücümüzdür…

 

Kaynak: The Comparative Anatomy of Eating, Milton R. Mills, M.D.